"Bir toplumun asıl gücü biriktirdiği maddi mülklerde değil; sinesinde yaşattığı ve nesilden nesile aktardığı O mukaddes değerlerin asaletinde saklıdır."
Her toplumun onu ayakta tutan görünmez sütunları vardır. Bu sütunlar ne binalardır ne de teknolojik gelişmelerdir. Bir toplumu asıl güçlü kılan; değerleri, kültürü, ahlakı, vicdanı ve nesilden nesile aktarılan manevi mirasıdır.
Bugün dönüp çevremize baktığımızda birçok alanda büyük ilerlemeler görüyoruz. Teknoloji gelişiyor, iletişim hızlanıyor, dünya küçülüyor. Ancak bütün bu gelişmelere rağmen insanların huzuru, güveni ve birbirine olan bağlılığı aynı ölçüde artıyor mu?İşte üzerinde durmamız gereken asıl soru belki de budur.
Günümüzde insanlar hiç olmadığı kadar birbirine yakın görünürken, gönüller arasındaki mesafeler büyüyebiliyor. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan, paylaşmayı unutan, birbirini anlamakta zorlanan bir dünyada yaşıyoruz. Oysa bizi biz yapan şey; sahip olduğumuz maddi imkânlardan çok, yaşattığımız değerlerdir.
Bir zamanlar komşuluk sadece aynı sokakta oturmak değil, aynı derdi paylaşmaktı. Büyüklerimizin duası en kıymetli hazinelerden biri sayılırdı. Sofralar bereketle, evler muhabbetle dolardı. Çocuklar sadece sözlerle değil, gördükleri güzel örneklerle yetişirdi.
Bugün ise çoğu zaman hızın içinde durmayı, kalabalıkların içinde birbirimizi duymayı, başarının peşinde koşarken insan kalmayı unutabiliyoruz.
Peki özümüze dönmek ne demektir?
Özümüze dönmek geçmişe takılıp kalmak değildir. Hayatı geriye sarmak da değildir. Özümüze dönmek; bizi insan yapan değerleri yeniden hatırlamak ve onları hayatın merkezine yerleştirmektir.
Dürüstlüğü çıkarın önüne koyabilmektir.
Merhameti bir zayıflık değil, insanlığın en büyük gücü olarak görebilmektir.
Aileyi yalnızca aynı çatı altında yaşayan bireyler değil, sevgi ve sorumluluk bağıyla birbirine tutunan bir yuva olarak yaşayabilmektir.
Saygıyı, sevgiyi, paylaşmayı ve dayanışmayı yeniden hayatımızın vazgeçilmez bir parçası hâline getirebilmektir.
Çünkü güçlü toplumlar tesadüfen oluşmaz. Güçlü toplumlar; karakterli bireylerin, sağlam ailelerin ve köklü değerlerin üzerine inşa edilir.
Toplum olarak değişimin ilk adımı büyük projelerle değil, küçük ama samimi adımlarla başlar.
Bir çocuğa güzel ahlakı öğretmek...
Bir büyüğün gönlünü almak...
Bir ihtiyaç sahibine el uzatmak...
Bir kırgınlığı onarmak...
Bir gönle dokunmak...
Bunların her biri, daha güzel bir toplumun temel taşlarıdır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha fazla konuşmak değil; daha fazla örnek olmaktır. Çünkü değerler anlatılarak değil, yaşanarak gelecek nesillere aktarılır.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplumun geleceği, sahip olduğu teknolojiyle değil; koruyabildiği değerlerle şekillenir.
Bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanı:
Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakmak istiyoruz?
Eğer cevabımız daha huzurlu, daha adil, daha merhametli bir dünya ise, ilk adımı başkalarından beklememeliyiz. Çünkü her değişim önce insanın kendi kalbinde başlar. Kendimizi düzeltmeden toplumu düzeltemeyiz. Evlerimizi güzelleştirmeden sokakları güzelleştiremeyiz. Çocuklarımıza değerleri anlatmadan önce onlara yaşayarak göstermeliyiz.
Belki de toplum olarak özümüze ve köklü değerlerimize dönmek için atacağımız ilk adım; unuttuğumuz insanlığı yeniden hatırlamak, vicdanımızı yeniden uyandırmak ve işe kendimizden başlamaktır.
Bir iyilik, bir güzel söz, bir selam, bir gönle dokunuş… Küçük gibi görünen bu adımlar, aslında büyük değişimlerin başlangıcıdır. Çünkü köklerine sahip çıkan toplumlar yıkılmaz, değerlerini yaşatan nesiller kaybolmaz.
Özünü unutmayan insan yolunu kaybetmez; değerlerine sahip çıkan toplum ise geleceğini kaybetmez.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder