5 Mart 2016
SANAL ALEM
İMZALI
Bir kelebek edasıyla, gökkuşağı
cümbüşünde sevgiye, merhamete, şefkate kanat çırparken yüreğim; kine, nefrete
ve öfkeye çit vururdu kaygısız günlerim…
Özgürdü hayallerim
Ümitsizlik yoktu.
Huzursuzluk yoktu. Hüzün sürgündü göçmen kuşların kanatlarında… Sokaklar her
sabah kuş sesleri yerine çocuk cıvıltılarıyla şenlenirdi ta ki gün batımına
kadar, hep birlikte hayallerimizi süsleyen uçurtmaları yapar, birlikte uçururduk,
engin uçsuz bucaksız gökyüzüne…
Saklambaç oynar, ip atlardık
anne eli değmiş sandviçlerimizi paylaşarak…
Özü saygı, yüreği sevgi dolu,
yardımsever insanlar vardı, öyle ki, pişirdiği aşı, kokusunun ulaştığı yerlere
kadar paylaşan. Bireysellik yoktu. Birlik vardı, beraberlik vardı, değerlerimize
değer katan bir yaşantımız vardı.
Her akşam farklı bir evde
toplanıp anlattıkları hikayelerle, yaptıkları sohbetlerle hayallerimizi
süsleyen büyüklerimiz vardı... Fikirlerimizi, hayallerimizi gözlerinin içine
bakarak anlattığımız insanların bize verdiği güçle sanallıktan uzak,
duygularımızı resmeden, jest, mimik ve beden dilimiz vardı!
Doğal paylaşım ve iletişim
eksikliğinden kaynaklı yalnızlığa iten sosyal mecralar, internet, akıllı
telefonlar, tabletler, bilgisayarlar… Yalnız yetişkinler ve gençler değil,
çocuklarda sürekli online!
Çocukluğumuzu Everest’in
zirvesinde yaşayan bizler LÜTFEN! Çocuklarımızın çocukluğunun çalınmasına izin
vermeyelim. Aynı ortamda aynı havayı soluyup da birbirimize yabancı kalmayalım.
Çocuklarımızla birlikte olduğumuz o anları, telafisi olmayan o yılları,
hatıralara kazınacak en anlamlı, en değerli zamanlar olarak geçirelim. Gerçek
gözyaşlarına, gerçek hüzünlere, gerçek sevinçlere ihtiyacı olan insanın
doğasına aykırı sanal dünyayı, gerçeğe alternatif bir yaşam tarzı değil,
gerçeğe hizmet eden bir araç olarak görmeye çalışalım.
Tablet ve bilgisayar
başından kalkmayan çocuklar, ellerinden telefonları bırakmayan gençler ve bir
dediklerini iki yapmayan ebeveynler… Duyguları mat, bakışları sönük, sorumluluk
becerileri zayıf, egoları şişirilmiş, toplumdan uzaklaşan, kendi kabuğuna
çekilen, sanal dünyaya hapsolmuş, asosyal bir nesil yetiştiriyoruz maalesef.
Teknolojinin anavatanı
Silikon Vadisi’nin göbeğinde E-Bay, Google, Apple gibi teknoloji devleri
çocuklarını teknolojiden uzak, el becerileri, oyun ve kaynaşma odaklı yetiştirirken,
bizler neden vazgeçtik çocuklarımızın ellerini tutup, gözlerine bakıp,
hayallerini süsleyen uçurtmaları yapıp, özgürce gökyüzüne uçurtmaktan… Zihinsel,
bedensel, iletişim ve paylaşımı geliştiren eski oyunlarımızla neşe içinde tüm
duygularımızı özgürce ifade etmekten…
En son ne zaman aynı ortamı
paylaşıp, aynı havayı soluyup, diz dize, göz göze gelip sözlerini, cümlelerini
kesmeden, sonuna kadar dinledik, duygularını tam olarak hissettiğimizi ifade
ettik çocuğumuza, eşimize, arkadaşımıza!..
En son hangi hikâyeyi anlattık
yumurcaklarımıza, değerlerimize değer katacak, zihinlere kazınacak, yaşamlarına
model olacak!..
En son ne zaman sohbet ettik (sanal olmayan),
oyun oynadık, el ele tutuştuk, göz göze geldik ve hangi kitabın satır
aralarında soluduk nefesimizi?..
Her
şeyde olduğu gibi ''azı karar, çoğu zarar’’ ilkesini benimseyerek kullanmalıyız
teknolojiyi, esiri olmadan!.. Benliğimizde
onarılmaz yaralar açmadan!..
Sanallıktan uzak, duygu ve
düşüncelerimizi destekleyen jest ve mimiklerle, uzun soluklu, sağlıklı
muhabbetler dileğiyle…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
RUHUN PRANGALARINI ÇÖZMEK
Ruhun Prangalarını Çözmek: Bırakmanın Hafifliği Yıllarca kilitli kaldığınız, gün ışığı görmeyen dar bir odadan aniden çıktığınızı hayal ed...
-
" Bir toplumun asıl gücü biriktirdiği maddi mülklerde değil; sinesinde yaşattığı ve nesilden nesile aktardığı O mukaddes değerlerin asa...
-
Kutsallarımız Kırmızı Çizgimizdir: Sanat ve Mizah, Mukaddesata Hakaret Maskesi Olamaz Gelişen dünyada ifade özgürlüğü, sanat ve mizah gibi...
-
Günün yoğun temposu bitip akşam olduğunda, kendimize sormamız gereken çok basit ama önemli bir soru var: "Bugün çocuğumla sadece aynı e...

