Ruhun Prangalarını Çözmek: Bırakmanın Hafifliği
Yıllarca kilitli kaldığınız, gün ışığı görmeyen dar bir odadan aniden çıktığınızı hayal edin. Başınızı gökyüzüne kaldırıp, ciğerlerinize dolan o ilk taze nefesi içinize çektiğinizi… Nasıl hissettirirdi biliyor musun?
İşte tam olarak, göğsünüzün tam ortasında bir yumru gibi duran, geceleri uykunuzu bölen, sabahları sizi dünyaya karşı yorgun başlatan o görünmez zırhın un ufak olup dağılması gibi hissettirirdi.
Çoğu insan, bedenini dinlendirdiğinde yorgunluğunun geçeceğini sanır. Hafta sonu biraz fazla uyumakla, birkaç gün şehirden uzaklaşmakla geçebilecek bir tükenmişlikten bahsederler hep. Oysa insanı asıl tüketen hayatın koşturmacası ya da bedenin yoğunluğu değildir. İnsanı asıl bitiren, ruhunda bir türlü ateşkes ilan edemediği o iç savaşlardır.
İçinizde biriken kırgınlıkları, sessiz öfkeleri, "Neden ben?" serzenişlerini ve geçmişin keşkelerini birer madalya gibi boynunuzda taşımaya o kadar alışırsınız ki; o ağırlığın sizi içten içe nasıl çürüttüğünü fark etmezsiniz bile. Her sabah o ağır yükle uyanır, her gece o yükün altında ezilerek uykuya dalarsınız.
Oysa zihnimizin derinliklerine kazımamız gereken çok önemli bir hakikat var: Bırakmak.
Birçok insan bırakmayı, pes etmekle ya da haksızlığa boyun eğmekle karıştırır. Hayır; bırakmak demek, size yapılan haksızlıkları sineye çekmek, sizi incitenleri haklı çıkarmak ya da hafızanızı zorla silmek demek değildir. Bırakmak; sadece ve sadece kendi varlığınıza duyduğunuz o derin saygının bir tezahürüdür.
Aynaya bakıp, kendinize şu cesur cümleyi fısıldayabilmektir:
"Evet, yaşananlar ağırdı, canım çok yandı ama ben artık geçmişin hayaletleriyle bugünümü ve geleceğimi cezalandırmayı reddediyorum."
"Evet, yaşananlar ağırdı, canım çok yandı ama ben artık geçmişin hayaletleriyle bugünümü ve geleceğimi cezalandırmayı reddediyorum."
Hayat yolunda yürürken karşı tarafı anlamak ya da onları zorla bağışlamak zorunda değilsiniz. Ama kendinize bir gelecek borçlusunuz. Ve o geleceğe yürürken, kendi ruhunuzu bu prangadan azat etmek zorundasınız.
Çünkü gökyüzü hala orada ve o taze nefes, sadece prangalarını bırakmayı göze alabilenler için bekliyor.