Aynı Evde Yaşayıp Uzaklaşmamak: Hem Ruhumuza Hem Yuvamıza İyi Gelecek Küçük Sırlar
Bugünlerde hepimizin hayatı çok hızlı. İşe yetişme telaşı, çocukların okulu, bitmeyen faturalar derken akşam eve kendimizi zor atıyoruz. Üstüne bir de elimizden düşmeyen telefonlar eklenince, aynı evde yaşayan insanlar bile bazen birbirine yabancılaşabiliyor. Yüz yüze bakıyoruz ama aslında birbirimizi duymuyoruz.Oysa hepimizin günün sonunda aradığı tek bir şey var: Eve geldiğimizde huzur bulmak, anlaşıldırmak ve "İyi ki ailem var" diyebilmek. Bunu başarmak aslında ne çok zor ne de büyük paralar gerektiriyor. İşte hem psikolojimizi rahatlatacak hem de ailemizi manevi bir huzurla dolduracak çok basit ama etkili yollar:
"Gözünün İçine Bakarak" Dinlemek
Akşam bir aile üyemiz bize bir şey anlatırken çoğumuzun gözü ya televizyonda ya da telefonda oluyor. Modern hayat bizi "aynı odada ama ayrı dünyalarda" yaşamaya zorluyor. Telefonu günde sadece yarım saat bile olsa bir kenara bırakın. Eşinizin ya da çocuğunuzun gözünün içine bakarak, onu gerçekten merak ederek dinleyin. Bu, karşınızdaki insana "Sen benim için değerlisin" demenin en güzel ve en manevi yoludur.
Evimizi Birbirimize Güvenli Bir Liman Yapmak
Dış dünya zaten yeterince yorucu ve eleştirel. Patron iş beğenmez, okulda öğretmen not kırar, sokakta insanlar gergindir. Barınacak tek yerimiz olan evimiz ise eleştiri değil, şefkat yeri olmalıdır. Aile bireylerimizi hatalarıyla, eksikleriyle kabul etmek evdeki o gergin havayı anında dağıtır. Ev, herkesin maskesini çıkarıp "kendisi olabildiği" yer olduğunda gerçek bir yuva olur.
Küçük De Olsa Ortak Alışkanlıklar Edinmek
Birlikte geçirilen vaktin çok uzun olması gerekmez, kaliteli olması yeterlidir. Pazar sabahları birlikte yapılan uzun bir kahvaltı, akşamları hep beraber içilen bir yorgunluk çayı ya da haftada bir gün telefonları kapatıp oynanan basit bir kutu oyunu... Bu küçük alışkanlıklar, aile içindeki o görünmez sevgi bağlarını, tabiri caizse görünmez bir çimento gibi bir arada tutar.
Şükretmeyi ve Teşekkür Etmeyi Unutmamak
Bazen en yakınımızdaki insanların bizim için yaptığı şeyleri "zaten yapmak zorunda" gibi görüyoruz. Annemizin yaptığı yemeğe, babamızın getirdiği ekmeğe, eşimizin desteğine alışıyor ve sıradanlaştırıyoruz. Halbuki günün sonunda birbirimize kuru bir "Eline sağlık" veya "Teşekkür ederim" demek, o günün tüm manevi yorgunluğunu alır. Sahip olduğumuz bu yuvaya şükretmek, evin bereketini ve neşesini artırır.
Kırgınlıkları Yarına Taşımamak
Küs kalmak, içimizde öfke biriktirmek hem ruhumuzu hasta eder hem de evdeki huzuru kaçırır. Haklı olsak bile, aile içinde inadı ve gururu bir kenara bırakabilmeliyiz. Gün bitmeden, başımızı yastığa koymadan önce kırgınlıkları tatlıya bağlamak, birbirimizden özür dileyebilmek yuvayı ayakta tutan en büyük manevi güçtür.
Özetle;
Dünya ne kadar değişirse değişsin, ruhumuzun kökleri her zaman ailemizde filizlenir. Evimizi sadece yatılan bir yer olmaktan çıkarıp, birbirimizin ruhuna iyi geldiğimiz bir huzur alanına dönüştürmek bizim elimizde. Küçük bir tebessüm ve tatlı bir dille başlamaya ne dersiniz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder